Yazı Detayı
15 Mayıs 2020 - Cuma 16:07
 
2020 YILI KİTAP FUARININ ARDINDAN
Dursun YEŞİL
egirdirses@hotmail.com
 
 

2020 yılı Ocak ayının sonuna doğru Isparta İl Kültür ve Turizm Md. ğünden bana bir yazı geldi. Halk Şairi olarak kaydım olduğu için Isparta Belediyesinin düzenleyeceği 4. Kitap fuarına “Ispartalı kitabı olan yazar ve şairlerden katılmak isteyenlerin birer kitabını incelenmek üzere İl K. ve T. Md. ne getirmeleri ve bir dilekçe ile katılmak için müracaat etmeleri” isteniyordu.
Bizi Isparta dışında tanıyan yokmuş gibi “Yerel yazar – şair” olarak bize isim verilmiş. Aslında yanlıştı. Yazar ve şairin, yereli, geneli olmaz.
3.2.2020 gününden önce bir dilekçe ile üç kitabımı (Rüzgârları Yarmak, Hasretim Sana ve Gönlümden Gönlüne) İl. K. ve T. Md. ne verdim ve katılmak için müracaat dilekçemi verdim.
Bize “Yerel yazar-şair” demeleri normaldi. Kendi aramızda bile hasetlik, fesatlık yaptığımız için, reklâmımız yerel ve ulusal basında yapılmadığı için doğruydu. Defalarca şahsen müracaatıma rağmen kanal 32 bile hiç ilgilenmemişti, bir program yapmamıştı.
Daha önce üç defa düzenlenen kitap fuarlarında hiç anılmadığımız halde bu sefer yerel de olsa çağrılmamız bile başarı idi. Çağıran Isparta Bld. Bşk. nı Sayın Şükrü Başdeğirmen ve Yrd. sı Sayın Fahrettin Gözgün Bey’e teşekkür ederim.
İlk gün 28.2.2020 günü sabah saat:09.30 da kitap fuarının açılacağı Gök Kubbeye öğretmen arkadaşım Ramazan Bilgiç Bey arabası ile götürdü.
Bizi yerel olduğumuz ve para vermediğimiz, bedavacı olduğumuz ve ilk defa kitap fuara katıldığımız için Otuz iki kişiyi C şeklinde tahmini otuz m kare bir yere ve en son arka köşeye sıkıştırmışlar. Arkadaki panoda fotoğraf verenlerin adı ve fotoğrafı, benim gibi fotoğraf vermeyenlerin sadece isimleri vardı. İlk katıldığımız için bunların hepsi normaldi.
Yerimizi buldum. Milli şair bay Zeki sol köşeden iki m yere bütün kitaplarını tek tek sıralamış, işgal etmiş. Başka kimse henüz gelmemişti. Bana da sağ köşe kalmış. Bende sağımı Fatma Uçarlar’a ayırdım. Kırk cm yere üç kitabımı koydum. Az sonra İl K. ve T. Md. Yrd. Osman ÇOT Bey bizi ziyaret etti. Orada gördüğü üç beş kişiye “Kavga etmeyin ha!” deyip çekip gitti. Ondan başkada İl K. ve T. Md. den on gün boyunca bir kul gelmedi. O gün pek satış yapamadık. Gezen çoktu ama bizim yüzümüze bakan yoktu. Acemide olunca bir şeyler yapmamız gerekiyordu.
O gün akşam beni götüren arkadaşım R. Bilgiç Bey gelip götürdü. Geceleri kalmam için bulduğu apardın öğrencisi ile tanıştırdı. Oda sanki tütüncü devesi idi. O gece saat;03.00 kadar bilgisayara baktı ve fosul fosul babasını parasıyla aldığı sigarasını içti. Bir pencere bile açmadı. Çok rahatsız oldum ve sabah saat:07.00 de kalktığımla birlikte evi terk ettim. Gök kubbeye vardım. Az sonra durumu R. Bilgiç Bey’e söyledim. Bana “Başka bir tanıdığının apardın da yer bulduğunu, akşam oraya götüreceğini” söyledi.
Saat dokuz gibi iki kişi daha geldi. Küçük bir bayan şahin gibi yanımıza kitaplarının dolu olduğu valizini çekerek sert adımlarla hızlı hızlı geldi. Selam dedi ve F. Uçarlar’ın yerine bize bir şey sormadan kitaplarını koymaya başladı. Ben “Orada F. Uçarlar var” dediysem de benim gibi serçeyi dinlemedi. “Tapulu yerimiymiş!” dedi. Benim yelkenler fora idi. Sesimi kestim çözüm arıyordum. Hemen F. Uçarlar’ı aradım. Zaten ben “Olay olursa beni kanatlarının altına al, koru” diye F. Uçarlar’a söylemiştim, oda “Tamam” demişti.
Bende bay Zeki’nin “İki m yer işgal ettiğini” yeni gelen bayana gösterdim. Çünkü orada adı yazılı otuz iki kişi eşit haklara sahip olmalıydı. Bayanda hemen bay Zeki’nin yerinin yarısına gidip kitaplarını sıraladı.
Yeni bayanla tanıştık, hemşerim çıktı. Çoğunu tanıdığım Eğirdirli eski ve köklü bir ailedenmiş, Antalya da kalıyormuş, öğretmenlik yapmış, müfettiş emeklisi Kuzgun soyadlı biri idi. Kuzgun ya da şahin olduğu gelişinden belli idi zaten! Bastığı yeri titretiyordu çok sert ve ciddi konuşuyordu.
Az sonrada bay Zeki geldi. Yerinin yarısının bir kuzgun tarafından işgal edildiğini görünce, kızdı, çok sesli bağırarak ve söylenerek bayanın kitaplarını yere, diğer masaya fırlattı. Bayanda ona haklı olarak bağırdı, cevabını verdi. Ama savaşı bayan Kuzgun kazandı, birer m yere kitaplarını koydular.
Ama Osman ÇOT Bey’in dediği olmuştu. Yani kültürlü olması gereken bizlerin yıllardır içinde olduğu için kültürsüz kişiler olduğumuzu iyi tespit etmişti. Haklıydı, ayak almada, haset fesatlık da biz bize yetiyorduk.
Bay Zeki yazı yazdığı bir yerel gazetedeki arkadaşından huy kapmış olmalı ki hareketleri ona yani benim yirmi dört yıldır tanıdığım birine yakışmıyordu. Gerçi 1996 yılında Mart ayından 20.5.1996 gününe kadar hac kursu ve beraber gittiğimiz Hac’da her gün beraber olduğumuz halde Hac’dan döndükten sonra “Beni şimdiye kadar hiç görmediğini” söylemişti. Çünkü devamlı müftünün koltuğundaydı.
Otuz iki kişi müracaat etmiş olsa da her gün katılan çok azdı. Ama çok sıkışık duruyorduk. Yüzümüze bakan yoktu. Ben baktım olmayacak, zaten köşedeyim. Deli Dumrul gibi köşeyi tuttum. Tanıdığıma zorla tanımadığıma biraz nazlanarak kitap satmaya başladım. Önceki kitaplarımızı acemi olduğumuz ve piyasaya girebilmek için genelde bedava vermiştik. Ama büyük hata yapmıştık.
İkinci gün akşam R. Bilgiç yeni bulduğu Demir köprü mevkiindeki apart a beni götürdü. Anahtarı alıverdi. Bir daha ev sahibini görmedim ama diğer yerden çok iyi idi. Bir de güzel hizmet veren çarşıda çorbacı bulmuştum. Sabah:07.00 de çıkıyordum yayan bir saatte Gök Kubbeye varıyordum. Fuardaki yerimiz biraz soğuktu. Dönesine ye kadar orada kaldım. Sonra sahibinin geçmişlerine hatim okuyuverdim. Diğer günlerde de F. Uçarlar ve olmadığında başka arkadaşlar kaldığım yere götürmüştü.
Otuz iki kişiden çoğu hiç gelmemişti. Bir tek sabah saat:;08.00.akşam saat;20.00 bir tek ben düzenli katıldım.
Aramızda her fikirden kişi vardı. Hatta bir bayan “Yaratıcıya inandığını ama İslâm’a inanmadığını, dinlerin çıkışını iyi bildiğini, araştırma niyeti ile Umreye bile gittiğini” söyledi.
Diğer bir acı gerçekte benim otuz iki yıl yaşadığım Bakara suresi ayet 102 de yazılı hadise bu arkadaşların onda dokuzunda vardı. İslâm’a inanmayan bayanda bile vardı. Ama bana bir tek bayan inandı. Hatta o sebepten beş altı kişi kansere yakalanmıştı. Ancak manevi tedavi olmadan maddi tedavinin olmayacağına inanmıyorlardı. Böyle olunca da kesin sonuç almaları mümkün değildi!
Başka önemli hadise olmadı. On günde bir miktar kitap satmış ve biraz para kazanmıştım. Tanıdıklarıma mesaj attım, sadece özel bir kaç arkadaşım geldi. Kitap alıp da okuyup geri dönen sadece iki kişi idi. Hadi bedava verdiklerimizin okumamasını anladım da bu para verip alanların okumamasını, bir kuru taltif yapmamasını anlamadım. Anlamamda mümkün değil!
Torunum gelecek diye iki arkadaşıma ona kitap imzalattım ama geldiğinde beni bulamamış, üzülmüştüm. Fuar bittiğinde aldığım kitapları ona verdim.
İl K. ve T. Md. den sonra bir kişi bile gelip on gün boyunca bir kez hal hatır sormadı. M. E. Md. ve personeli de aynı. Hiç gelen olmadı. Üstelik yazar arkadaşın biri İl M. E. Md. Şb Md. imiş. Hadi bizleri ziyarete gelmediklerini normal sayalımda gerçekten kültürlü insanlar olsalar o yazar arkadaşı bari ziyarete gelmeleri, çiçek getirmeleri gerekirdi.
Dördüncü günde yine haset fesat arkadaşlarımız ön sırada olan bizleri kıskandı. Yeni formüller söylediler. Bende önümdeki az boşluğa onlarında birer çeşit kitaplarını koydum. Satınca paralarını verdim. Benimle aynı fikirde olan bir bayan yazar arkadaşım yerinin daraltıldığını görünce ilk fırçayı bana attı. Ben hemen ellerimi havaya kaldırdım, teslim bayrağını çektim “Benim suçum yok” dedim. O zaten kazığın nerden oynadığını az çok biliyordu. Sonra birazcık o bayan ile tartıştılar. Bu olaylar hep benim korumam F. Uçarlar yokken oluyordu.
Bir bayan “Erkekle yan yana oturmasının inancına göre sakıncalı olduğunu” söyledi. Bende “Mezarlık da kadın, erkek karışık yatıyorlar” dedim. Oraya katılan kişi oradaki şartları kabul etmiş sayılırdı. Uymak zorundaydık. Zaten sıkış tepiştik. Bir de adı yazılı olanların tamamı her gün gelse ayvayı dalıyla, budağıyla yemiştik.
Isparta Bld. Bşk. Yrd. sı F. Gözgün Bey bizimle çok ilgilendi. Gerçekten Yunus Emre gibi alçak gönüllü kültürlü biri idi. “9.3.2020 günü Bld. Bşk. nı odasında saat:16.00 da toplantı yapacağımızı, söylemek istediklerinizi not alın, bize söyleyin” demişti. Ben gördüğüm eksiklikleri not alıp toplantı günü kendisine izin alarak söyledim.
Bld. Bşk. nı, çeşitli siyasi parti temsilcileri ve milletvekillerimiz ziyaret etmişti. Siyasi birinin verdiği elli tl başında arkadaşlarımız bölüşme tartışması yapmışlardı.
Halkımız ve genelde okuma özürlü olan öğretmenlerimiz seyirci idi. Ceplerinde sanki akrep vardı. Bizim o kitapları ne zorluklarla yazdığımızı, ödediğimiz paraları bilmiyorlardı. Öğrencileri gezdiren
öğretmenler bir kitap almadan fuardan çıkıyorsa başka söze gerek yok!
Birde yarın kesin imtihan olacağı, inandığını sandığı K. Kerim’in, ya da sadece namazda okuduğu surelerin mealini bile bir defa okumayan, bilmeyen insanlardan şiir ya da roman okuması beklenmez. Günde beş vakit namaz kılan Allah’a kırk defa “Senden başkasına eğilmeyeceğim” deyip de virgül kadar menfaate kırk takla atıyorsa ve sonunda taklatör oluyorsa başka diyecek söz yok!
İlkokul öğrencisi benden “Korku kitabı” soruyordu. Neslimizin ne hale geldiğini siz düşünün lütfen! Eğitimle ilgilenenler bu durumu bir daha düşünsünler!
Beş yıl beraber çalıştığım idarecimiz bir din dersi öğretmenini bizi görmeden geçtiğinde arkasından bağırarak çağırdım, “Kitaplarımdan al” dedim. “Almayacağını” söyledi. Bende söylenmeyecek sözleri söylemiştim ama yinede bir kitap satamamıştım.
Üstelik utanmadan beni tanımadığını bile söylemişti. Yıllarca idarecilik yapan bu kişi okumayacak olsa bile kültürlü biri olsaydı hatır için bir kitap bari alması gerekirdi. Söylediklerime yanımdaki arkadaşlar bile şaşırdı. Yinede almadı!
F. Gözgün Bey’in dediği saatten önce bizi hiç ziyaret etmeyen İl K. ve T. Md. ğün de Osman Çot Bey’in odasında Şb. Md. bir bayanla toplandık, görüştük. Sonra Belediyeye geçtik. F. Gözgün Bey’e odasında görüşlerimizi söyledik. Sonra Isparta Bld. Bşk. Ş. Başdeğirmen Bey’i odasında ziyaret ettik. Başta Vali Bey Ömer Seyfettinoğlu Bey olmak üzere bize hizmet veren herkese çok teşekkür ettik.
“Gelecek senelerde daha iyi bize hizmet vereceklerini, bu yıl ilk olduğu için hatalar olduğunu” haklı olarak söylediler. Kendilerine tespit edip söylediğimiz eksiklileri de gelecek yıl çözmeye çalışacaklarını, gül festivali olursa çağıracaklarını” söylediler. Herkese getirdiği birer kitabını başkana verdi.
Hac da kimseyi görmeyen (Otuz iki günde beni hiç görmemiş, ama ben onu ilk kursa gittiğim gün görmüştüm) müftünün koltuğundan ayrılmayan bay Zeki çok evrimleşmiş olmalı ki yine Isparta Bld. Bşk.nının odasında onun masasına dayanarak, özel sandalyeye oturdu. Bizim aramıza her halde yakışmadığı için olsa gerek oturmadı.
Aslında bay Zeki’nin bütün kitaplarını okusan incir çekirdeğini
dolduracak kadar bir bilgi çıkmasa da onun gözünde derya kuzuları idi. Kavga ettiği bayan Kuzgun onun kitapları için “Tamamı bir şömineyi bile tutuşturmaz” dedi. Tespit etmese demezdi. Ne de olsa müfettiş emeklisi!
Bay Zeki’nin amacı fazla konuşarak reklâmını yapmaktı ama kültürlü kişiler bunu yemez. “Tamam, iyisin, hoşsun, süper şairsin” deyip pohpohlayıp geçer. Bizim gibi arızalı kimselerle mi uğraşacaklar.
Zaten biz sıkıntılı insanlarız. O sıkıntılar olmasa bizim çoğumuz ne o hikâyeleri, ne de o şiirleri yazamazdık. Şahsen ben yazamazdım. O günlerde yazdığım şiirleri tekrar okuduğumda “Ben bunu nasıl yazdım!” diye kendime soruyorum. Şimdi meselâ aynı duyguları yaşamayacağım için yazamam. Allah bir daha yaşatmasında, yazmayayım da!
Sıkıntı çekmeden bir şeyler yazan içimizde çok azdır. Oda okuyanı ya da dinleyeni yürekten etkileyemez. İz bırakamaz. Yazılan bir kitap da okuyucu kendisini (Ben şahsen kendimi öğle düşünürüm) tazı, aradığını da tavşan olarak düşünüp öğle okumalıdır. Heyecan ve akıcılık olmalıdır. Okuyucu azda olsa bilmediği yeni bir bilgiler bulmalıdır, haz almalıdır!
Yazıyı bitirdiği zaman bir kazanımı olduğunu görmelidir. Görmezse kitabı kapatabilir. Okuyucu okuduğunda kendini bulmalıdır. Mutluluğunu yazarını veya şairini arayarak söylemelidir.
Torunuma kitap veren ve kitabını aldığım arkadaşlara bende istedikleri kitabımı imzalayıp verdim. Aldığım kitapları da okuyup yorumlarımı yazar veya şairine söyledim. Memnun olanda oldu, olmayanda!
On beş yıldır tanıdığım F. Uçarlar’dan beni devamlı toplum dışladığı için kusurların bende olup olmadığın öğrenmek için benimle ilgi sonuç raporu doldurmasını” istemiştim. Son gün sordum sağ olsun “Olumlu” doldurduğunu söyledi.
Fuarda olan her şeyi sineye çekmiştim ama en çok üzüldüğüm sebeplerini açıklayarak F. Uçarlar’ın derneğimizle ilgili açıklamaları idi. En çok ona üzüldüm.
Okuma zahmetine katlandığınız içi gönlünüzce bir ömür diler teşekkür ederim.

Dursun Yeşil 8.5.2020

 
Etiketler: 2020, YILI, KİTAP, FUARININ, ARDINDAN,
Yorumlar
Haber Yazılımı