Yazı Detayı
03 Aralık 2020 - Perşembe 10:12
 
ANKARA’YI ELEŞTİRMEK!
Dursun YEŞİL
egirdirses@hotmail.com
 
 

Hatırladığım kadarıyla lise Matematik, Mantık ve Edebiyat derslerinde “Tümden Gelim” veya “Tüme Varım” diye konular işlenmiş, anlatılmış ve öğrenmiştik!

            Ben kendimi bildim bileli insanlar kendini hiç sorguya çekmeden hep karşındakini veya yukarıdaki yöneticileri eleştiriyorlar. Meselâ hemen “Düzen bozuk” deyip işin içinden çıktığımızı sanıyoruz.

Manevi düzeni Allah gönderiyor ama maddi düzeni seçerek içimizden Ankara’ya gönderdiğimiz vekil insanlar yine bize veya çıkarlarına göre hazırlıyorlar! Allah’ın manevi düzenine uyma mecburiyetimiz aslında vardır ama genelde uymuyoruz, uymak da istemiyoruz. Uymadığımız içinde sıkıntılardan da kurtulamıyoruz. Ancak maddi düzene istesek de istemesek de kanunlar zoruyla uymak zorundayız. Bizde uymak zorunda kalıyoruz. Uymazsak cezasını veriyorlar.

            Bana göre bir eleştiri yapmak için “Tüme Varım” modelini iyi incelememiz lazım. Yani bireyden çoğula doğru eleştiri yapmalıyız. Birden çoğula düzelme sağlanabilir ama birden bire çoğuldan bireye düzelme hemen sağlanamaz! Bu zaten pek mümkünde değildir!

            Kendimiz eleştirdiğimiz kişi veya kişilerden daha dürüst değilsek onları eleştirme hakkımızda yoktur. Çünkü eğri ağaçtan doğru gölge, doğru ağaçtan da eğri gölge hâsıl olmaz!

            Ama genelde insanlarımız kendisini teraziye koymadan, ölçüp tartmadan hemen köydekini, ilçedekini, ildekini ve Ankara’daki yöneticileri eleştirmeye başlıyorlar. Peki, bu insanları seçen bizler değil miyiz?

            Köyün en sahtekârını muhtar veya bir kooperatif de yönetici seçerken onun şahsiyetini, ahlâksızlığını bilmeden mi oy veriyoruz, seçiyoruz? Hayır, Allah’ın manevi kanununun Nisa Suresi Ayet 135 e göre hareket etmediğimiz için onun ne olduğunu bilerek oy veriyoruz. Ondan sonrada her türlü naneyi koklayınca başlıyoruz ileri geri dedikodu yapmaya! Yalan mı?

            Bu hadiseler evveli gün, dün ve bugünde aynı olmaktadır. Aklımızı başımıza toplayıp dürüst ve adil olmadığımız sürece yarın ve mahşere kadar da aynı olacaktır, durum değişmeyecektir!

            Dünkü siyasiler “Ceketimi veya şapkamı koysam kazanırım” derken “Ben ne olursam olayım bu saf milletim beni seçer” dediler. Ama bizi düşünen olmadığını anlamadık ve hâlâ da anlamıyoruz. Herkes kendini düşünüyor. Seni ve beni düşünen yok. Sadece oy zamanı kapımızı çalıp selâm veriyorlar.

Ha bana onu da yapan yok, çünkü burnumun dikine gideceğimi, kendim gibi dürüst olana oy vereceğimi, gösterdikleri yemin içinde olta olduğunu bildiğim için benden oy isteyen pek olmaz!

Siyasilerin her türlü yalanı söyleyip oy almasını kabul ediyorum da dini konuda yanlış demelerini ve Müslüman geçinenlerin Allah’a meydan okuyan birilerine nasıl oy veriyorlar onu bir türlü anlayamıyorum. Yarın mahşerde “Alınan her nefesten ve verilen her nimetten hesaba çekileceksiniz. Size zerre kadar haksızlık yapılmayacaktır” diyen Allah’a “Ne derim!” diye düşünen pek yok gibi!

Allah’a gereği gibi genelde kulluk yapmadığımız için oda bizi korona, kuraklık vb. hadiselerle imtihan etmektedir. “Göller kuruyor” diye feryat ediyoruz da kulluk yapıp yapmadığımıza yani manevi kanunlara uyup uymadığımıza hiç bakmıyoruz! Mülk suresi ayet 30 da “Yeryüzünün suları yerin dibine çekilse size kim bir damla su getirebilir” derken kendimizde hiç suç aramıyoruz!

Tam otuz yıl önce bir siyasetçi “Ben seçimden önce zam yapacak aptal mıyım!” dedi, yani çaktırmadan bize “Bunu bilmeyen aptaldır” demişti.

Bizler aptal olduğumuz sürece yani önce kendimizi, ailemizin, mahallemizin, köyümüzün, ilçemizin, ilimizin ve ülkemizin insanlarını dürüst yetiştirmediğimiz sürece her şey adi adım marş ile yerinde sayar! Ondan sonrada tek dişi kalmış canavar düşman ülkeler ülkemizi karıştırıp huzurumuzu bozmak için bir damla kanın kokusunu altmış km uzaklıktan alan köpek balığı gibi fırsat ararlar! En küçük açığımızda da “Demokrasi getireceğiz” diye saldırıya geçerler!

Önce köyümüzün en dürüstünü muhtar, ilçemizin en dürüstünü ilde haklarımızı aramak için il genel meclisi üyesi, ilin en dürüst ve çalışkanlarını da Ankara’ya vekil göndermediğimiz sürece gelişme olmaz! Devamlı dedikodu yapmakla konuşur dururuz!

Hayırlısı” demekle de hayırlısı olmaz. Araba şoföre göre gider. Sarhoş şoförün kaza yapma ihtimali çok fazladır. Her yaşadığımız kader yani Allah’ın takdiri değildir. Önce kurallara uymak, tevekkül etmek gerekir!

Genelde vekilleri beğenmeyiz, eleştiririz. Onlar bizim fotokopilerimizdir. Asıl neyse sureti de aynıdır! Biz nasıl isek onlarda aynıdır. Onları eleştirme hakkımız yoktur. Seçerken dikkat etmemiz lazımdır!

Seçilmişler genelde dürüst olmadığından atanmışlarda genelde dürüst insanlar değildirler. Çünkü onlarda arkalarını birilerine dayamışlardır. Ona göre hareket etmek zorundadırlar!

            Hepimiz genelde konuştuk mu dürüstlük konusunda mangalda kül bırakmayız. Ancak ülkemizde gerçekten dürüst insan güneşli günde mum ışığı ve cımbız ile aransa bulunamayacak kadar azdır!

Bir ruh sağlığı hasta hanesindeki hastaları beş, altı doktor köprüden diğer tarafa geçirmişler. Kendileri geçmemişler. Bu seferde hastalar doktorlara dönüp “Delilere bak delilere” demişler. Şimdi toplumumuzdaki dürüstlerin durumu budur! Herkes dürüstlükten bahseder ama sayısı kelaynaklar kadar bile olmayan dürüstlere pek sahip çıkan olmaz!

            Evde sadece eşine veya eşi ile birlik de iki çocuğuna sözü geçmeyen birinin köydekine, ilçedekine, ildekine ve Ankara’dakine eleştiri yapma hakkı olamaz!

 

            

 
Etiketler: ANKARA’YI, ELEŞTİRMEK!,
Yorumlar
Haber Yazılımı