Yazı Detayı
03 Ocak 2020 - Cuma 12:50
 
AVRUPA’DA BİR ANADOLU TOPRAĞI: ÜSKÜP
Ayşe Nur AKBAY
egirdirses@hotmail.com
 
 

Büyük İskender’in ülkesi Makedonya’nın başkenti ve en büyük şehri olan Üsküp doğal güzellikleriyle beraber, Avrupa ve Anadolu halk kültürünü bağrında barındıran bir şehirdir. Bu ayrıcalıklı özellikleri ile tüm dünyanın olduğu gibi Türk turistlerin de ilgi odağı oldu. Tarihi Üsküp şehri Anadolu’dan yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen cami ve diğer mimari eserleri, şehrin bazı yerlerinde Türkçe konuşulması ve yemekleri gibi Anadolu’nun birçok karakteristik ürünlerini bünyesinde barındırmaktadır. Üsküp’te Anadolu’yu, adeta Avrupa versiyonu ile yaşamak ilginç ve güzel bir tecrübe. Üsküp’e gittiğinizde kendinizi asla uzak diyarlarda hmezsiniz. Hatta tam tersi, kültürümüze ait pek çok ögeyi orada yeniden keşfedip heyecanlanırsınız.

Tarihi M.Ö. 4000 yılına kadar uzanan kadim şehir, 1392’de Sırp hâkimiyetinden, Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Dört yüz yıl kadar Osmanlı egemenliğinde kalmasının ardından bir asır geçti fakat belli ki bu topraklar Osmanlı’yı hala unutmamış. Tabi ki yerel kültüre bu kadar etkisi olan Osmanlı hizmetlerinin ve eserlerinin katkısı yadsınamaz.

Yüzyıllarca hareketli bir siyasi seyir gösteren bu topraklarda, büyümenin ve gelişmenin izlerini gözlemlemek oldukça mümkün. Ayrıca sahip olduğu kültür mozaiğinin de farkında olan, farklılıkları zenginlik olarak gören bir devlet anlayışı ve toplumla karşılaşırsınız. Resmi dili Makedonca olmasının yanı sıra, ülkede ve şehirde Türkçe, Arnavutça, Romanca ulusal dil olarak kabul edilmekte, bu diller birçok kişi tarafından konuşulmaktadır.

Güneyinden şehre girdiğinizde aslan heykellerinin sizi karşıladığı bir köprüden geçersiniz. Bilirsiniz ki aslan heykelleri tarih boyunca gücü simgelemiştir. Tıpkı birçok Avrupa kenti gibi şehri ortadan ikiye ayıran nehir -Vardar- size tüm güzelliklerini sunar.

Nehir kenarında kısa bir yürüyüşten sonra şehrin kalbi olarak nitelendirebileceğimiz 18500 metrekarelik devasa Makedonya meydanının incisi olan, Taş Köprüyle karşılaşırsınız. On üç kemerli Taş Köprü, Vardar Nehri’nin ikiye ayırdığı şehri meydanda birleştirir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. yüzyılda yaptırılan bu köprü, sizde sihirli bir zaman tüneli izlenimi yaratır. Bir köprü hayal edin, üstünden geçtiğinizde zamanda yolculuk yapıp kendinizi tipik bir Ortaçağ Osmanlı kentinde buluyorsunuz. Şehrin “Old Town” olarak nitelendirilen bu bölümün mimarisi, dar sokakları, çarşının konumlandırılış stili adeta sizi büyüler. Şehirde turistlerin en çok ilgisini çeken yer de burasıdır.

Köprünün kuzeyinde, sağ tarafta, Kiril alfabesini icat eden Kiril ve Metodius Kardeşler’in heykelini göreceksiniz. Bu iki rahip kardeş Hıristiyanlık için önemli metinleri Slav diline çevirerek Slavların Hıristiyanlaşmasını sağladığı için öyle saygın kişilerdir ki heykellerinin bile kuşlarca kirletilmemesi için metalik ses çıkartarak kuşları uzak tutan bir sistem kurulmuştur. Az ileride, Büyük İskender’in (Alexander the Great) babası II. Filip’in heykeli ise köprünün diğer ucunda şahlanmış atına binen oğlunu selamlar biçimde betimlenmiştir. Heykelin altında dev bir havuz bulunmakta ve havuzun çevresi boyunca İskender’in anne karnındaki hali dâhil, gelişim aşamalarının tümü anne kucağındaki çocuk olarak heykellerle betimlenmiştir. Zaten, Üsküp kenti bir bakıma “Heykeller Şehri” olarak da anılmaktadır. Tarihi değer taşımayan bu heykeller şehre son yıllarda modern bir hava katmak amacıyla yapılmıştır.

II. Filip’in heykelini geçtikten sonra Türk Çarşısına gelirsiniz. İşte burada dükkânların camında Türk Bayrakları görür, dar sokaklarda ilerlerken Türk müzikleri duyar, restoranlarda Türk yemekleri yer, Avrupa gezisinde kolay kolay elinize geçmeyecek bir nimet olan “ince belli bardaktan” çay içme şansı bulursunuz. Türkçe konuşan esnafın misafirperverliği ve özeniyle karşılaşırsınız. Memleketten bu kadar uzaktayken sizi adeta evinizde htiren başka bir şehir yoktur herhalde. Çarşı, mimari özellikleri ve içinde bulunan bedestenle, tipik Osmanlı kapalı çarşısı modelindedir. Bu çarşıda restoranlar, kahvehaneler ve çeşitli dükkânlar bulunur. Bu dükkânlarda giyim, gıda ve hediyelik eşya olmak üzere çok çeşitli ürünler satılır.

Makedonya’da Euro para birimi geçerli değildir. Ülkede Makedon Dinar’ı (MKD) kullanılmaktadır. Öyle ki ülkeye Euro’nun girmemesinden kaynaklanan bir ucuzluk da cabası. Şöyle mükellef bir sofradan 10 TL gibi bir hesap ödeyerek kalkabilirsiniz. Oralara gitmişken Üsküp köftesinin, kiremitte kuru fasulyenin, içine süzme yoğurt doldurulmuş dolmalık biber turşusunun tadına bakmadan dönmeyin derim. Üsküp’te, hatta Balkanların tamamında et ürünleri ve hayvansal gıdalar hem çok ucuz hem de inanılmaz leziz. Evliya Çelebi, Seyahatname ’sinde Makedonların damak tadına düşkün bir millet olduğunu belirtmiş, özellikle de kuzu etini övmüştür. Tüm yemeklerde sarımsak, soğan, biber gibi aşina olduğumuz damak tadına uygun lezzetler sofraya yansıdığı için Üsküp’teki yemekleri çok beğeneceksiniz.

Tarihi Türk çarşısından yukarıya doğru ilerlediğinizde kaleye varmadan hemen önce Mustafa Paşa Camii’ni görürsünüz. Osmanlı eseri olan bu cami, Osmanlı padişahları Yavuz Sultan Selim ve II. Bayezid’in vezir-i azamı Mustafa Paşa tarafından 1492 tarihinde yaptırılmıştır. Kırk yedi metre uzunluğunda tek minaresi bulunan cami, yapıldıktan sonra uzun yıllar hiç tadilat görmeden tüm ihtişamıyla ayakta kalmıştır. Tarihi değerinden dolayı da turistlerin uğrak yerlerinden biridir.

Caminin kapısına sırtınızı dönüp tepeye doğru yürüdüğünüzde, şehrin Vardar Nehri’ne bakan en yüksek noktasında konumlanmış Üsküp Kalesi’ni göreceksiniz. Kale, Makedon bayraklarıyla süslenmiştir ve konuklarına şehri panoramik olarak izleme imkânı sunar. Kalenin yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’ sinde kalenin dış görüntüsüne dair bilgiler verilmiştir fakat bu Ortaçağ kalesiyle ilgili günümüzde bile yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Kale ziyaretinin ardından şehrin modern bölümünü gezmeye vakit ayırmanızı öneririm. Vardar Nehri’nin kıyısında, görkemli heykellerle süslenmiş köprülü bir girişi olan “Makedonya Ulusal Müzesi” Neo-Klasik üslubuyla göz dolduruyor. 2014 yılında yapılan üç katlı yapı, tarih öncesinden Ortaçağ’a uzanan tarihin farklı dönemlerine ait altı binden fazla esere ev sahipliği yapmaktadır. Zaman tüneli diye tabir ettiğim Taşköprü’nün diğer yakasında ise Büyük İskender heykelinin, şahlanmış atının etrafında adeta ona itaat eden aslan heykelleriyle çevrelenmiş bir biçimde betimlendiğini gözlemleyeceksiniz. Şehrin bu bölümünde modern binalar, kafeler, restoranlar, mağazalar bulunmaktadır. Sokaklarda yürüyüp kaybolmanızı tavsiye ederim.

Üsküp’ün 7 km güneybatısında bulunan Makedonya Köyü (Ethno Complex Macedonian Village) ülkenin farklı bölgelerinden on iki tipik köy evinin inşa edildiği bir nevi etnografik açıkhava müzesi kompleksidir. İçerisinde restoran, kafe ve dükkânların bulunduğu köye taksi ile kolayca ulaşabilirsiniz. Üsküp’te taksiler son derece ucuz ve güvenlidir.

Üsküp’e gitmişken görmeden dönmeyin diyeceğim UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan doğa harikası Matka Kanyonu, şehre 15 km mesafededir. Şehrin güneybatısında Treska Nehri’nin Vardar Nehri ile buluştuğu noktada yer alır. Doğa turizmi açısından Makedonya’nın en popüler noktasıdır. Kanyonda Ortaçağdan kalma yapılar da bulunmaktadır.

Şehrin her yerinden rahatlıkla görebileceğiniz Vodno Dağı’nın tepesinde yer alan Milenyum Haçı (Millenium Cross), ülkede Hristiyanlığın iki bininci yılına atıfta bulunmak için yaptırılmış, 66 metre yüksekliğinde görkemli bir anıttır. Bu tepeye teleferik ile ulaşmanız mümkün.

Türk vatandaşlarını doksan güne kadar olan seyahatlerinde vizeye tabi tutmayan Makedonya’ya İstanbul’dan hava yoluyla veya on üç saatlik otobüs yolculuğuyla kolayca ulaşabilirsiniz.

Amin Maaluf’un da dediği gibi : “ Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığında hiç duraksama.” Gezin ve gezmekten korkmayın!

 

Ayşe Nur AKBAY

 

 
Etiketler: AVRUPA’DA, BİR, ANADOLU, TOPRAĞI:, ÜSKÜP,
Yorumlar
Haber Yazılımı