Yazı Detayı
11 Aralık 2018 - Salı 19:26
 
BALIKÇI
Sude DERCAN
sude_13_dercan@hotmail.com
 
 

Denizin göğe bağlandığı belli belirsiz çizgiye gözlerimi dikmiştim. Bir yanımda gün aydınlanırken, diğer yanım sanki 
kaybedeceğini bildiği bir savaşta inatla karanlıkta kalmaya devam ediyordu. Serin bir rüzgâr esip ince hırkamın açıkta bıraktığı boynuma doluştu. Sağımda bir hareketlenme hsem de kafamı çevirmedim. Nihayet:
-Erkencisin Dilhan Kaptan!
Dediğini duyduğumda düşüncelerimden sıyrılıp Emin amcaya bakabildim. Elimdeki oltanın varlığını yeni hatırlıyordum. Emin amcaya alnıma koyduğum elimle asker selamı verip:
-Sen de öyle komutan.
Dedim. Emekli askerdi Emin amca. Yıllar boyunca tırmandığı dağların, dondurucu soğukların, yakıcı sıcakların tozunu yutmuş, bir zamanların yiğit delikanlısıydı. Hoş, kendini hala on sekiz gördüğünü kahvehanedeki herkes biliyordu. Bense kaptan değildim. Gemiyi bırak, ufak bir tekneyi dahi almaya param yetmezdi. Neredeyse toplumun tamamının bir role bürünmek için delicesine didindiği dünyada yer bulamamıştım. Bir adım vardı; Dilhan. Sabahları balık tutar, öğlenleri uyur, akşamüstleri kitap okur, geceleri gerekli gereksiz pek çok şey hakkında düşünür ve hayaller kurardım. Çoğunlukla bu zamandan yıllar sonrasında yaşasam çok daha mutlu olabileceğimi düşünürdüm. Irkçılığın, taciz-tecavüzün, cinsiyetler arası eşitsizliğin, hayvanlara zulmün ve elbette her cinse uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin ‘tarih’ sayılacağı zamanlarda yaşayabilsem kafamı mahzenlerinde esir tutan düşünce ve korkular, buharlaşıverirmiş gibi gelirdi. Her dönemin kendine özgü felaketleri olduğunu hesaba katmıyordum elbette. Hayal kurarken maksat, sizi mutlu etmesini sağlamaktı. Oltada bir kıpırtı hissedince gözlerimi denizin dingin suyunda, giderek genişlemekte olan dairelerin ortasındaki mantara çevirdim. Makarayı hızla döndürmeye başladım. Kancanın ucunda çırpınan balıklar gördüğümde gözlerim irademe karşı çıkarak Emin amcanın kovasına değdi. Emin amca bugün yine sıfır bekliyordu muhtemelen. Balıkları kancadan kurtarıp kovama attığımda, kovamdaki balıkların çokluğu beni neşelendirdi. Ben daha kancaya yemi takana ve misinayı gerdirip suya daldırana kadar, sağım solum emekçi balıkçılarla dolmuştu. Bu kadarının kafi olduğunu düşünüp toparlanmaya başladım. Güneş doğmadan çok önceleri buraya gelmiştim ve uyumamı emreden beynim, gözlerime baskı uyguluyordu. Emin amcaya çaktırmadan limandan sessiz sedasız ayrıldım. Saç tellerimden sızıp, kafa derime işleyen damlalardan çiselemekte olan yağmuru fark edebildim. Kovamdaki balıkları balıkçıya bıraktım. İstisnasız her sabah balıkçıya balıklarımı bırakır, paramı buradan kazanırdım. Fahiş fiyatlardaki ürünleri satın almadığım sürece bu para tek kişilik yaşantıma yetiyordu. Normalde oldukça yavaş ve çevredekileri izleyerek geçirdiğim yolu, sicim tanelerine dönüşen yağmur damlalarıyla birlikte süratle yürümeye devam ettim. Damlalar tenimi kesmeye kararlı gibiydiler. Uykulu zihnimin bana oynadığı oyundan mıdır bilinmez, jilet keskinliğinde bir damlanın, gökten düşerken kestiği  bileğimden sızan kanı gördüğüme yemin edebilirdim.

 
Etiketler: BALIKÇI,
Yorumlar
Haber Yazılımı