Yazı Detayı
11 Nisan 2020 - Cumartesi 13:07
 
KIZIL GÖKYÜZÜ
Sude DERCAN
sude_13_dercan@hotmail.com
 
 

Odasının duvarına asmak üzere bir yazardan alıntıladığı sözü kağıda aktarmayı bitirince tatminle gülümsedi. Biraz hava almak için açık pencereden başını dışarıya uzattı. Sıcak bir rüzgâr yüzünü yalayıp geçerken siyah perçemlerini gözünün üzerine düşürdü. Başını gelişigüzel salladıktan ve perçemlerini eski yerlerine gönderdikten sonra bakışlarını tekrar kızıllaşmakta olan gökyüzüne çevirdi. İlkbahar yerini yaza bırakmaya hazırlanıyordu. Yeşillenmiş ağaçlar kızıla dönen gökyüzünün üzerine çıkınca, dallardaki çiçekler, günün son demlerini yaşayan güneşin ışıklarını hapsediyordu. Anın tadını çıkarmak için her detaya dikkat ediyordu. Detaylara yeterince dikkat ederse anın büyüsünü çok daha uzun süre muhafaza edebileceğine inanıyordu. Yaşı on dörttü. Birçok erkek çocuğunun haşerelikten ebeveynlerini ve öğretmenlerini canından bezdirdiği bu yaşta Çağlar, arkadaşlarından çok farklı olduğunu hissediyordu. Başlarda arkadaşlarına ayak uydurmaya çabalamıştı. Yaramazlık adı altında yaptıkları bütün eylemlere, eğlenceli bulmasa da, katılmıştı. Zamanla, esas yapmak istedikleriyle yapmakta olduklarının arasındaki uçurum onu korkutmuş ve yaşıtlarından uzağa itmişti. Çevresinden hep duyduğu ve gördüğü bazı şeyler vardı: İlk olarak bu kadar duygusal olmaması söylenmişti. Bu sözü ilk duyduğunda on bir yaşındaydı ve beslediği muhabbet kuşu ölmüştü. Çağlar o zaman onlara sormak istemişti: “Sevdiğim bir canlının ölümüne dahi ağlamayacaksam ne zaman ağlamalıyım?” Başka şeyler daha vardı kendisine nasihat edilen; öncelikle spordan, mümkünse futboldan, hoşlanmalıydı. Bir spor takımının fanatiği olmalı, maçları takip etmeli, kadrosunu ezberden sayabilmeliydi. Renklere karşı bazı kuralları olmalıydı. Pembeden özellikle kaçmalıydı. Çağlar onlara renklerin cinsiyeti olmadığını söylemek isterdi ama anlayabileceklerinden şüpheliydi. Bütün bu olanların dışında Çağlar, korumacı olması gerektiğini duymuştu. Özellikle “kızlar” bir tehlikedeyken veya tehlike söz konusu dahi değilken korumacı davranmalıydı. İzlediği popüler film ve dizilerden sahneler gözünde canlandı; kız okulda/iş yerinde zorbalığa uğrar, ne hikmetse müthiş zeki, güçlü, çalışkan oğlan onu bulunduğu zor durumdan bir çırpıda kurtarıverirdi. Başka bir filmde kadın, erkeğin tecavüzüne uğrar, sonrasında dünyada başka erkek yokmuş, kendisinin illa bir koruyucuya ihtiyacı varmış, kendisinde de yumruk atma, en azından -her erkeğin eline devlet dağıtmış gibi tutuşturulan silahlara nazaran- silah tutma kabiliyeti gelişmemiş ya da ülkede polis namına kimse kalmamış gibi gidip tecavüzcüsüne aşık olurdu. İnsanlar birçok filmde/dizide sinirlendiğine kafa göz dalan karakterler görüyordu. Çağlar bir defasında arkadaşına şaka yollu bir yumruk atmayı denediğinde parmağını çatlatmıştı. O zamandan beri insanların birbiri için söyledikleri abartılı sözleri kendisine bir mizah malzemesi olarak görüyordu. 
   Çevresindeki herkes bu tarz öğütler vermezdi. Kendini el alemin düşüncelerinden soyutlamış olan büyükleri de vardı. Çağlar da arkadaşlarını takip etmeyi bırakıp kendi yolunu, kendisi çizmeye karar vermişti. Bu yolda insanları rahatsız etmeden, belki kınayan bakışlar altında, kendini mutlu edebilecek şeyleri bulmak önceliğiydi. Artık duygusallığın kişiliğinin bir parçası olduğunu anlıyordu. Spor gibi hareketli aktiviteler yerine fotoğrafçılığı koyuyordu. İstediği rengi istediği zaman giymekten hoşlanıyordu. Bir insan zarar göreceği bir durumda ise kadın veya erkek olmasına bakmaksızın yardım eli uzatması, yardımcı olamayacağı bir durumsa, ortaya atlayıp efelik taslamak yerine, yardımcı olabilecek birilerini araması gerektiğini biliyordu. Kendini bu kadar erken bir yaşta bulabilmesine seviniyordu. Çünkü uzun ömründe hâlâ istediklerinin farkında olmadan birbirini takip ederek yaşayan mutsuz insanlar olduğunu biliyordu. Artık kararan gökyüzüne son kez baktıktan ve serin esmeye başlayan rüzgârı teninde htikten sonra pencereyi kapattı. Çalışma masasına geçip yazdığı sözü bir kez daha okudu. “Başkalarının gözleri, bizim zindanlarımız: başkalarının düşünceleri, bizim kafeslerimiz. ●Virginia Woolf”

 
Etiketler: KIZIL, GÖKYÜZÜ,
Yorumlar
Haber Yazılımı