Yazı Detayı
31 Ağustos 2017 - Perşembe 12:48
 
Yeme bozuklukları.
Sude DERCAN
sudedercan14@gmail.com
 
 

Bipolar bozukluk, şizofreni, anksiyete, anoreksiya ve bulimia nervoza, obsesif kompülsif bozukluk… Çoğumuzun filmini izlediği, kitaplarını okuduğu ya da günlük yaşamında adını duyduğu psikolojik bozukluklardan yalnızca birkaçı. İçlerindeki bir tanesi ise en ölümcül psikolojik bozukluk olarak gösterilmekte. Anoreksiya ve bulimia nervoza bazılarının ‘şımarıklık’ olarak gördüğü ve hastaları yargıladığı en ölümcül psikolojik bozukluklardan. Bu yazıyı okumadan önce bilmeniz gereken şey ise bu hastalıkların şımarıklıktan değil, bazen hastanın geçmişinde yaşadığı tramvatik olaylardan, bazen kendini yaşadığı kötü anılardan sorumlu tutarak cezalandırma çabasından, bazen kendisini medyanın ve çevrenin dayattığı ‘güzel vücut’ algısından uzak bulması nedeniyle üzerinde htiği baskıdan, bazense saydığım bu nedenlerin tümünden kaynaklıdır. Bunlar hastalıktır. Fiziksel hastalıklar kadar tehlikelilerdir. Ki, kimse kansere yakalanmış bir insana, kanser olduğu için ‘şımarık’ muamelesi yapamayacağına göre, yeme bozukluğuna yakalanmış insanlara da bu hak görülemez.

 

    Anoreksiya hastaları temelde, kilo almaktan aşırı korkarlar, sürekli daha zayıf bir bedene sahip olmak isterler. Bu istekleri gerçekleştirebilmek adına da bu hastaların yarısı yediklerini ileri derecede azaltarak kilo kaybeder. Hastaların bir kısmı yoğun, sağlıklarını olumsuz etkileyecek şekilde egzersiz yapar. Bazı hastalar sıkı diyetler uygular, bazen kendini kaybederek tıkınırcasına yemek yer, ardından kendini bu yediklerini kusmaya zorlar. Bu aşırı yemek yeme ve kusma tekrarlandığından, hastanın dişlerinin kustuğunda ortaya çıkan mide asidinden zarar gördüğü görülebilir. Hastalar aldıkları besinlerin oluşturacağı kiloları önlemek adına laksatif (ishal yapıcı), diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara yönelebilir, sonuçta sağlığına zarar verecek ölçüde zayıflamış olsalar da hala duramamış olurlar.

   Bulimia hastalarında ise aşırı yeme, ardından kendini kusturma ön plandadır. Hasta anoreksiya nervozadaki gibi çeşitli ilaçlar kullanır ancak bu hastaları anoreksik hastalardan ayıran şey bu hastaların hafif kilolu ya da normal kiloda olmalarıdır.

   Bu hastalıkların ortaya çıkmalarındaki nedenlerin başında modern toplumlarda kabul gören ‘ince’ olma arzusu gelmektedir. Hastaların çoğu daha ‘çekici’ görünmek adına sürekli bir kilo verme halinde olurlar. Bazıları ise yaşadığı ya da başkalarının yaşadığı kötü olaylarda kendisini suçlu ilan ederek bedenlerini aç bırakarak, aşırı egzersiz yaparak kendilerini cezalandırmaya çabalarlar.

   Anoreksiya nervoza için en tehlikeli yaşlar 14-15 yaşlarıdır. Genelde ergenlik döneminde başlar ancak nadir de olsa 9 yaşında ve menopoz sonrası kadınlarda da görülebilir. Bulimia nervoza için ise bilindik başlangıç 18-19 yaşlarıdır. 

   Anoreksiya nervoza ve bulimia nervozanın tüm psikiyatrik hastalıklar içinde en ölümcül olanları olduğunu söylemiştik.  Şimdi bu hastalık nedeniyle yaşamını kaybedenlere bir göz atalım:

*22 yaşındaki Uruguaylı manken Luisel Ramos ilk defilesinde podyumdan döndükten birkaç dakika sonra yetersiz beslenme yüzünden kalbi zayıf düştüğü için kriz geçirerek öldü. Manken olabilmek için 62 kilodan 50 kiloya düşen mankenin babası kızının iki haftadır ağzına doğru düzgün tek bir lokma koymadığını söyledi.

*13 yaşında mankenlik yapmaya başlayan ve 18’inde 40 kiloyken anoreksiya yüzünden hayata gözlerini yuman Brezilyalı Ana Carolina’nın son zamanlarda yalnızca elma ve domatesle beslendiği ve aşırı zayıf olduğu için ilaçların faydasız kaldığı biliniyor.

*29 yaşında 10 yıl önce 63 olan kilosundan 40 kiloya düşen Alman model Henriette Hömke daha fazla zayıflamak isteyince hayatını kaybetti. Modelin son zamanlarda tamamen yemeden içmeden kesildiği söyleniyordu.

*50 yaşında Tekfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Butterfly Çikolatalarının ve pastanesinin de sahibi olan Dr. Ayşe Akçağlılar 21 yıl sürdürdüğü diyeti sonucunda böbrek yetmezliğinden hayata gözlerini yumdu. Çocukken yemek yapmaktan çok hoşlanan anoreksiya hastası 18 yaşında Paris’e gittiğinde zayıflık ‘moda’ olmaya başlamıştı. Türkiye’deyken dominant bir karaktere sahip olan babasının ve ailesinin tüm isteklerini yerine getiren ve hiçbir şeye yalnız karar veremediğini söyleyen Akçağlılar’ın ailesinden uzaklaşınca bedenini kontrol edebilme hakkına sahip olduğunu söylediği de biliniyor. Üzüldüğünde ve kızdığında acısı bedeninden çıkararak kendini aç bırakan ve 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek su bile içmeden yaşayan Akçağlılar’ın böbrekleri iflas etti. Kuzeninin böbreğiyle 9 ay boyunca yaşadı ve 9 ayın sonunda 13 Eylül’de vefat etti.

   Anoreksiya ve bulimia nervozanın tedavisi bulunmakta. Bu hastalıktan mücadele ederek kurtulmuş kişiler de mevcut. Adeta yeniden doğan eski anoreksik hastalar yaşamlarını gören herkese iham veriyorlar:

   *Genç dansçı Margherita, bale okulunda kendisine ‘yağ tulumu’ dendiği için geçirdiği zor günleri geride bırakmış. Ve eskisine oranla çok daha sağlıklı görünen bir vücudu var.

   *Elle Lietzow ağzına tek bir damla suyu bile girmesini reddediyormuş ancak bayılınca hastanede iyileşme süreci başlamış ve şimdi oldukça sağlıklı görünüyor.

   *Hannah’ın anoreksiya sürecinde vücut kütle indeksi 11’e kadar düşmüş. Ancak o mücadele ederek bu hastalıktan sağlıklı yeni görünümüyle çıkmayı başarmış.

   *23 yaşındaki Linn Strömberg, günde 400 kaloriyle ömrünü geçirirken vücut geliştiren sağlıklı bir kadına dönüştü.

   *Hayley Wilde anoreksiya ile savaşırken sadece 10 gün daha yaşayabileceği söylenmiş olsa da o hayata tutunmuş ve iyileşerek kendisi kadar sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirmiş. Şimdi eski kilosunun iki katında, iki kat daha mutlu olduğunu söylüyor.

   İnternetten bu isimleri aratarak eski ve yeni hallerine dair fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

   Çevrenizde yeme bozukluğuna yakalanabileceğini düşündüğünüz kişiler varsa alttaki bazı belirtileri göz önünde bulundurarak hastalık riski taşıyıp taşımadıklarını öğrenebilirsiniz.

   *Hastalar vücutları aşırı incelse de hala kilolu olduklarından yakınırlar ve kilo almaktan aşırı korkarlar.

   *Kalın giyinerek kaybettikleri kiloları saklamaya çalışırlar. Kalın giyindikleri halde üşüdüklerini söylerler.

   *Arkadaşlarından, sosyal faaliyetlerden uzaklaşır ve neşesiz bir ruh haline bürünürler.

   *Öğün esnasında yemekten çok çatal bıçakla meşgul olur, çiğnemeyi uzatır ve düşük kalorili yiyecekleri tercih ederler.

   *Hastalar egzersizi takıntı haline getirir. Oturduğunda da sık sık ayaklarını oynatır.

   *Yemeği yalnız yemeyi tercih ederler, böylece yeme tarzlarını başkalarından gizlerler.

   *Aşırı kilo kaybı yaşandığı için kadınlarda adet dönemi sona erer.

   *Tenleri soluk, saçları cansızdır.

   *Bazıları kilo kaybını hızlandırmak için kabız giderici müshil ilaçları kullanırlar.

   *Aşırı zayıflama sonucu ısı kaybına karşı vücudun kendini koruma önlemi olarak ciltleri fazla yumuşaktır.

   *Mide uzun süre boş kaldığı için şiddetli mide ağrıları yaşarlar.

   *Yemek tariflerine aşırı ilgi gösterirler. Yiyecekler konusunda saplantıları oluşur.

   Hastalığın tedavisinde hastalar normal vücut ağırlığının en az 15 altında olduklarından öncelikle yemek yiyerek normal kiloya ulaşmaları hedeflenir. Hastalığın altında yatan psikolojik nedenlerin tedavisi için psikoterapi uygulanır. Anoreksiyanın getirdiği diğer belirtilerin tedavisine çalışılır. Bunun için ilaç tedavisi, beslenme danışmanlığı, hastanede yatarak tedavi gibi yöntemler uygulanır.

    Son olarak yakın zaman önce izlediğim ve izlenmesini şiddetle tavsiye ettiğim bir filmden bahsetmek istiyorum. ‘To the Bone’ Türkçe adıyla ‘Kemiklerine Kadar’ anoreksik bir hastanın hastalığının zorlu döneminde yaşadığı ikilemleri konu almakta. Bu filmi izleyerek anoreksiyanın ölümcüllüğüne tanık olabilirsiniz. Yazımı beğendiyseniz ve yararlı buluyorsanız arkadaşlarınızla da paylaşarak onların da yeme bozuklukları hakkında bilinçlenmesine katkı sağlamayı unutmayın.

 
Etiketler: Yeme, bozuklukları.,
Yorumlar
Haber Yazılımı