ANDIK DERESİ VÂDİSİNDE TÜRKEŞ İLE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ
ANDIK DERESİ VÂDİSİNDE TÜRKEŞ İLE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

ANDIK DERESİ VÂDİSİNDE TÜRKEŞ İLE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ
Bu haftaki tabiat yolculuğumuzda sürpriz bir misafirimiz var. Alparslan TÜRKEŞ. Evet yanlış okumadınız. İlk vazife yeri olan Isparta’da 1940 yılında Katırcıoğulları sülalesinden Muzaffer Şükriye hanım ile evlenerek Isparta’mızın eniştesi olmuş, Ülkücülük hareketinin ve MHP siyasetinin “BAŞBUĞ”u Emekli Kurmay Albay TÜRKEŞ. Onunla tığ gibi delikanlılık çağında, Teğmenlik rütbesindeyken Dere Mahallesi Andık Deresi Bezirgân Şelâle Vâdisinde birlikteyiz. Yürüyüşümüzün giriş hikâyesine bizzat kendilerinin yirmi yaşlarındayken kaleme aldığı bir makalesinden bazı paragraflarla başlıyoruz:
“Isparta halkı ve gençleri yazın en güzel günlerini kahvelerde sigara dumanları içinde geçirmektedirler. Halbuki Ispartalılar Gölcüğe bir araba yolu yapsa ve öğretmenlerle yaz tatilini Isparta’da geçiren birçok yüksek tahsil gençleri Gölcüğün serin kıyılarında kamp kursalar her halde daha çok neşe ve sıhhat sahibi olurlar.”
“Hareketsizlik ve durgunluktan nefret eden birkaç arkadaşla atlanarak, atlarımızı dörtnal Gölcüğe sürdük. Yüksek kum sırtları arasında kıvrıla, kıvrıla, akan Gölcük deresinin bir büklümünden o bir büklümüne sıçrayarak Gölcüğe geçit veren boyun noktasına tırmanarak GöIcüğe doğru inmeğe başladık.”
“Esasen Gölcük dere sırtı takiben Gölcüğe giden bir keçi yolu vardır. Bu keçi yolunun sağdan, soldan kazılarak bir az genişletilmesi bir araba yolu olması için kâfidir.”
“Gölcüğün yakınındaki arazi kumluk olduğu için çam yetiştirilmesine pek uygundur. Belediye biraz yardımla buralara ağaç dikse ve bir araba yolu kazdırsa gül mevsiminde de Türkiye’nin her yerinde Isparta’nın güzel manzaralarını gösteren resimlerle ilânlar yapsa, mutlak suretle büyük bir ziyaretçi kütlesini Isparta’ya çekebilir. Böyle bir ziyaretçi akını bu güzel gül yurdunun zenginliğini artıracağı gibi belediyenin de gelirini beş on misli çoğaltır.” (ALPARSLAN TÜRKEŞ, Piyade Teğmen, 12 OCAK 1940, ISPARTA HALK EVİ DERGİSİ, SAYI 80-81 Sayfa: 1113)
Türkeş’in Gölcük doğasıyla ilgili muazzam öngörülerinin üzerinden seksen beş yıl geçti. Düşüncelerinin büyük bir kısmı gerçekleşti. Ve Isparta Belediyesinin son düzenlemeleriyle tamamının gerçekleşeceğini ümid ediyoruz. Aynı zamanda Gölcük Tabiat Parkı’nın ismine, muazzam öngörüleri nedeniyle ALPARSLAN TÜRKEŞ’in adının da eklenmesini buradan öneriyoruz ve yol hikâyemize dönüyoruz.
Doğa dostlarıyla Dere Mahallesi Andık Dede çeşmesine aracımızı park ettik. “Yâ Allah Bismillah” çekerek Gölcük istikâmetinde adım adım yürümeye başladık. Öğleden önce on güneşi hemen tepemize bindi. Öte yandan… Isparta’nın yayla havası, arada sırada serin esintilerle güneşle tepemiz arasında koruma fasılları oluşturmaya çalışarak bizi esirgiyordu.
Bol oksijenli ıhlamur, kekik ve yabani otların aromasını yudum yudum içimize çekerek tozlu şosede ilk viraja geldik. O da ne? Yol ortasında yeni yürümeye başlamış bir bebek. Bir tarafında annesi diğer tarafında teyzesi veya halası var. Annesi bize keskin bir bakış fırlatarak “Hooop… yavaş olun, buzağıma fazla yaklaşmayın” dercesine “Mooo” diye böğürdü.
O gün sadece yakın plandan (MAKRO) güzel çiçekleri, güzel böcekleri çekmeye niyetliydim. Manzara fotoğrafı almayacaktım. Çünkü öğle güneşi sadece tepemize binmiyordu. Dik ışınlarla kameramıza da yansıyor ve fotoğraflarda hoş olmayan parlaklık oluşturuyordu. Güzel yavrunun o masum hâlini ve ineklerin onu koruma kahramanlığını kaçırmak istemediğim için MAKRO niyetimi bozdum. Mümkün olduğunca ışın önleyici ince ayarlarımı yaparak inek ailesinin yeni üyesini uzaktan şipşakladım.
İleride Adnan Bey inek ailesiyle tanışıyordu… “Kııız senin adın ne bakayım? Sarı kız mı? Çocuğunun adı ne? O da mı Sarı Kız? Hoppalaa bir ailede aynı iki isim olmaz”. Mustafa Bey de bu tanışma ritüelini cep telefonu kamerasıyla dijital albüme aktarıyordu. Sarı Kızları yeşil bayırların taze otlarıyla başbaşa bırakarak Türkeş’in at nallarının izlerini takip ederek Gölcük istikametinde ilerlemeye devam ettik.
Üç dört aydan beri süren yağmurlar, geçmiş yılların kuraklığına bir nebze de olsa merhem olmuştu. Türkeş’in bahsettiği derelerden kulaklarımıza arı vızıltıları eşliğinde su şırıltıları geliyordu. Kelebek popülasyonu da göz dolduruyordu. Şeytan uçurtması gibi bir o yana bir bu yana raksederek etrafımızda uçuşuyorlardı. “Hele bir dursanız, yere, çiçeğe konsanız… şöyle üç beş poz alsam… medyamda yayımlasam… siz de fenomen olsanız olmaz mı?” diye gönlümden geçiriyordum ki, turuncu siyah desenli “Cezayirli İparhan” familyasından bir kelebek yola kondu. Hem yürüyüş insicamından kopmamak hem kelebeği kaçırmamak için zumlama tekniğiyle kelebek kardeşin birkaç pozunu aldım. Birkaç adım attım ki… Siyah beyaz çizgili, şeffaf kanatlı güzeller güzeli “Alıç Kelebekleri” kıskanmış olmalılar ki onlar da gruplar halinde tam önüme konarak, “Abi bizi de çek bizi çek” diye gönül enerjisi gönderdiler. Onları da hızlıca zumlayıp yola devam ettim.
Teğmen Türkeş’in atının nal izleri toprak şoseden keçi yoluna, keçi yolundan dere yatağına iniyordu. Mustafa Bey izleri takip ederek dereye indi. “Burası oldukça yeşil, serin ve dingin” diye seslendi. Adnan Bey ile biz de indik. Çantalarımızı açtık. Serildik, yayındık, uzandık… Nevalelerimizi birleştirdik. Çay limonata eşliğinde Mahmatlar Köyü tefeğinden (asma yaprağı) zeytin yağlı sarma, Hacılar Köyü’nden ekşi mayalı köy ekmeği, Çamlık Köyü’nden domates yeşil biber salatalık… zeytin peynir. Üzerine çay kahve… Ardından çevreyi keşif adımları. Serin mola mekânımızın adını “Mustafanın Yeri” koyduk ve adını “Adnanın Yeri” koyacağımız başka bir mola noktasına yöneldik.
Adnan Bey eliyle bir tepeye işaret etti. Şuradaki küçük koruluğa çıkalım dedi. Tırmandık. Metruk bir tarladaki yüzlerce kovandan gelen on binlerce balböceği vızvızları eşliğinde sedir korusuna oturduk. Bu esnâda tabiat ana bize acımış olmalı ki gökyüzüne pamuk yorganlar serpelemeye ve yağmur serpiştirmeye başladı. Mustafa ve Adnan Bey bir yaban elmasının ve sedirlerin kurumuş alt dallarını portatif testereleriyle bir güzel tıraş ettiler. Termoslarımızda kalan çay ve kahveyi son damlalarına kadar yudumlama keyfi yaptık. Ayaklarımızın altındaki dereleri, karşımızdaki tepeleri, gök kubbedeki bulutları seyrettik. Biraz çevrecilikten, biraz siyasetten, biraz felsefeden, biraz sufizmden dem vurduk. Yürüyüşlerde toplamda en fazla 5 dakika beş saniye konuşan Mustafa Bey’den Isparta’nın nostaljik tarihinden bir şeyler dinledik.
Bir tepede bir atlı… yanındaki üç süvariyle birlikte sanki bize bakıyordu ve sanki şöyle sesleniyordu: “Seksen beş sene evvel tam bu zirvede bu kıraç topraklarda karaçam, kızılçam, sedir, meşe, akasya, akçakesme, tespih çalısı, katırtırnağı, laden, geven ve çeşitli maki ve çalı türleriyle ormanlar hayâl etmiştim. Şimdi hayalden hakikate vücud bulduğunu ruhumla görüyorum”
“Evet komutanım, evet Başbuğum… hayallerin hakikat oldu” diye öz’den Türkeş’in mânevî semâsına sessiz bir sedâ gönderdim. Ve birkaç manzara fotoğrafı daha aldım. Adını “Adnanın Yeri” koyduğumuz yamaçtan indik. Andık Deresi Bezirgân mevkiine yürüdük. Andık Dede çeşmesine elli yüz adım kala dereden kıvrıla kıvrıla peydâ olan bir yılan yanımızda ABS sistemli gibi yumuşak bir fren yaptı. Uçuksarı ve kemik beyaz renklerle dokunmuş bir buçuk metrelik boyunu bosunu sere serpe arzı endâm eyledi. Adnan Bey ile göz göze geldiler. Bakıştılar. İkisinin de bakıştan sonra kaçış yapmalarını beklerken Adnan Bey sâkince “Güzeliiim nerden gelir nere gidersin?” diye lâf attı. Bana “Kemal hocam fotoğraf fotoğraf al” dedi. Yılan hâlâ adamına, yâni Adnan Bey’e bakarak ondan yayılan sıcak sevgi enerjisine yalanıyordu. Demek ki muhabbet ikrâmının tadı hoşuna gitmişti. Ben buzzz gibi bir sesle “Yılan çıyan akrep gibi arkadaşları sevmem, fotolarını da çekmem” diye fısıldadım. Benim soğuk enerjimden pek hazzetmeyen yılan yavaşça geri döndü, kıvrıla kıvrıla geldiği istikamete aktı gitti.
Değerli dostlar Türkeş’in sanal ayak izlerini takip etmekten hayli yorulduğumuz yedi kilometrelik ve yedi saatlik bu yolculuk hikâyemize burada nokta koyuyoruz. Bir başka doğa yürüyüş hikâyemizde buluşmak üzere hoşça kalın.
Saygılarımızla
DAĞ & TARÇIN DOĞA AKADEMİSİ
DOĞA DOSTLUK GRUBU
Emekli Öğ. Adnan TASAR
Emekli Öğ. Mustafa BADUR
Emekli Öğ. Gör. Muharrem AKSİN
Emekli Öğ. Alb. Kemal GÖKDOĞAN












